Kırmızı Saçlı Kadın
Kırmızı Saçlı Kadın, okuduğum en anlaşılır ve en etkileyici Orhan Pamuk romanıydı benim için. Üstelik tam bir ustalık eseri olduğunu gösteren anlatılarla doluydu. Aynı konu üzerinde hem doğu edebiyatı hem de batı edebiyatı ve kültürü üzerine verdiği doyurucu bilgilerle günümüze ışık tutması, aslında zaman ve mekan farketmeksizin devam edegelen bir karmaşıklığın en net anlatımıydı.
Yazar hikayesinde okurunu 1980'li yıllara götürüyor. Bir şekilde çalışmak zorunda kalan Cem'in iç dünyasında, hem batı hem doğu kültürüyle harmanlanmış günümüz ilişkilerine ışık tutmaya çalışıyor. Cem'in kuyuculuk yapmak için çalıştığı yerde görüdüğü ve aşık olduğu tiyatrocu ve evli olan kırmızı saçlı kadınla bir gecelik ilişki yaşaması aynı zamanda babası gibi gördüğü ustasını ölüme terk edip kaçması tarihin zaman, mekan ve oyuncu değilikliğinden başka bir şey olmadığını gösteriyor.
Tarihteki baba ve oğul katillerini, bilmeden kendi anneleriyle evlenen kralları okurken aslında Cem'in sonunun da benzer olduğunu anlamamız kitabın sonunu buluyor.
Okunacaklar listesinde olmalı...
Yorumlar
Yorum Gönder